Hürriyet Gazetesini Neden Bıraktım?

08 Ağustos 2010

Hürriyet gazetesi ile ilişkim çocukluğuma dayanır. Fatoş ve Basri aşığıydım. Her Pazar günü ekin arkasını çevirir onları okurdum ilk. Basri’nin nasıl o kadar büyük sandviçler yapabildiğine çocuk aklımla şaşar, her seferinde ben de yapacağım derdim. ama hardal yok bizde deyip vaz geçerdim. Fatoş’un saçlarının şekli, giyinişi beni etkilerdi. Evlerinin odalarına, eşyalarına bakardım, incelerdim.
Hürriyet gazetesini 90′larda geliştirmeye başlamışlardı. Bir Pazar günü hiç unutmuyorum okuyucuların yeni gazeteden beklentilerini yanıtlayacakları bir anketi ek olarak vermişlerdi. Oturup ciddi ciddi doldurduğumu hatırlıyorum.
Sonra yükselişe geçti Hürriyet Gazetesi, logosunu değiştirdi. Kelebek’in çok sevdiğim çocuksu logosu gitti ona üzüldüm tabii ama IK sayfası çıkarmaya başladı ve o sayede iş değiştirdim. Hisselerini satın alan arkadaşlarım memnun kaldılar… derken Hürriyet bugünlere getirdi kendisini.
İki üç haber çıktı bugünlerde Hürriyet Gazatesinde ve ben bıraktım yıllardır okuduğum gazeteyi. Terk etmem gerektiğini düşündüm.
Birinci haber aylar önce yapıldı, hatırlayan hatırlar. Gece çıkmayı seven, İstanbul gecelerine takılan kadınlı erkekli çeşitli meslek gruplarından on kişi tam sayfa yerini aldı Cumartesi ya da Pazar ekinde. Tek tek gece hayatında ne kadar içtiklerini; viski ile başlayıp çok karıştırmadan içtiklerini, eve döndüklerinde mideyi ve karaciğeri nasıl dinlendirdiklerini kimisinin bir kilo ayran içerek kimisinin efervesan tabletlerle bu işi hallettiklerini okudum. Bir genç kadın gece çıkabilmek için çalışıyorum diyordu, diğeri on yıldır aynı tempo gecelere aktığını ve içtiğini belirtiyordu.
Haber bittiğinde bir an kafamda bir ışık yandı; bu adamların ve kadınların karaciğerleri son günlerini yaşıyor olmalıydı. Gece boyu içmenin neresi haber yapılırdı ki, sağlıkla ilgili ne kadar yanlış yönlendiren bir haberdi bu diye düşündüm. Karaciğeri mahvedip, alkolikliğin basamaklarını çıkmakta olan bu insanları bir gazete neden haber yapardı? Amacı ne olabilirdi. Vay be ne hayatlar var deyip özenmemiz için mi? Editör olan kişi bu haber yayınlanırken kontrol etmiş miydi?
Sonra çocuğunun dadısını köle konumuna indirgeyen bir köşe tutucunun yazısı yayınlandı. Bebeğine bakmak yerine denize girme hayalleri kuran bir dadıyı mavi yolculuğa çıkarmanın bedelini ağır ödeyen bir Hürriyet gazetesi köşe tutucusunu okuduk hep birlikte.
Üçüncü haber, boşanma aşamasında Eren Talu’nun ne var ne yok ortaya saçtığı her şeyi yazıp buna da gazetecilik denmesi oldu. Henüz reşit olmamış iki kızını babaları korumuyorsa biz niye koruyalım diyen bir gazete istemediğimi fark ettim. Bıraktım Hürriyet almayı, eksik kalsın dedim. Kendine çeki düzen vermediği sürece de almamaya karar verdim.
Fatoş ve Basri’den bu yana dünyanın değiştiğini düşünen gazeteciler, yazarlar ve editörler yanılıyorlar. Ortaya atılan malzemeye her seferinde akbabalar gibi üşüşeceğimizi sanıyorlarsa yanılıyorlar. Sadece daha iyi ve kaliteli kalan gazeteleri okumaya geçiyoruz, olan biten bu kadar basit aslında.


Kapat
E-posta ile paylaş