Rüya

Ne garip rüyaydı. Sonradan düşünüp de tekrar her şeyi yeni baştan anımsamaya çalıştığım çok oldu. Unutmamaya çalışmaktansa üstünden geçtikçe ezberlenen, keskinleşen bir şey. Bıçak misali. Çok anımsadıkça her şey sanki gerçek halini aldı. Hakikat, olmuş, nefes almış ve bitmiş. Garip miydi? Ardarda eklenince sana da garip gelecek.

Lady Di vardı ya onun düğünündeyim. Düğünü dediğim St. Paul’e gelirken geçtikleri yol üzerindeyim. Davetliler arasında değilim yani. Ellerimizde güllerle bekleşiyoruz Yelda ile. Yelda Reinaud. Şu altın portakal alan. Travesti kılığında yanımda duruyor. Kimse aldırmıyor.

Diana’yı buğulu tüller arkasında görüyorum, londonun camının arkasından. Başını uzatmış bizi, Yelda ile beni izliyor, belki de kalabalığı izliyor. Şaşırıyorum bana mı bakıyor diye. El sallıyorum o da bana sallıyor. Yıl 81, Temmuz ayı, daha yirmi birindeyim diyor bana fısıltıyla. Neden evleniyorsun ki diye soruyorum. Bilmem, kraliyet hoş diyor, yanakları kızarıyor. Yatmışlar mıdır Charles’la diye aklımdan geçiriyorum. Genç kızım o zamanlar, ondan küçüğüm. Hani astarsız eteğinin altından güneş yansıdığında bacaklarının göründüğü yuva öğretmeni pozu var ya onu gösteryor bana. Charles kenara sıkışmış ben Di’nin yanına oturmuşum, kilise yolundayız. Böyle mi kalsaydım diyor. Bilmem iyi değil miydi hayatın diye soruyorum. Ama sonra haklısın kraliyet ailesi ne demek, gelinliğinin işlemeleri gözlerimi kamaştırıyor. Emanuelle değil mi diyorum. Sen de Türk kızı olarak neler biliyorsun diyor bana. Ben seni hayranlıkla hep izledim, her detayı biliyorum diyorum. Ne zaman av partisinde poz verdiniz, ne zaman düğün provası için kiliseyi ziyaret ettiniz. Ne zaman doğurdun, ilk oğlundan sonra ikincisi 85’de doğdu diyorum. Gözlerinin büyüdüğünü görünce şaka şaka deyip susuyorum. Şaşırıyorum neyi biliyor benim bildiklerimden neyi bilmiyor anlamıyorum.

Dodi, dodi diye fısıldıyorum, ne bu çikolata markası mı diyor. Haa! Diyorum. Kesin anladım daha olmamış olanlar. Peki ben müsait bir yerde ineyim diyorum. Yok, kal diyor. Nassı yani! Sen “Charles Philip Arthur George’u pisikoposun önünde “I will”lerken yanınızda mı olayım? Yes diyor. Kıyafetime bakıyorum, boşver gel diyor. Ne yapsam. Psikopos kovmazsa senin o cadı kayınvaliden kovar diyorum. Boşver ben de artık bir bireyim diyor. Peki diyorum ama o arada psikopos elinde şarap gümüş kadehi ve bir parça ekmekle geliyor. Jesus Christ adına ekmek bedeni, şarap kanıdır, diye bana uzatıyor. Katolik olmalıyım öyle mi diye soruyorum. Bilmem Meryem Ana’yı Efes’te ziyaret etmiştim, Katolik de olabilirim diyorum. Beni bozmaz diyorum. Papaz bozuntusu bozuluyor. O kadar kolay mı diyor? Ne bileyim kolaysa kolaydır diyorum. Di gitti uzun kuyruklu gelinliğinin ucunda evleniyor ben şarabı içiyorum. Katolik oluyorum. Bir bakıyorum travesti Yelda’da ben de olacam diyor. Bilmem Di’ye sor diyorum. Tüllerin altında Di, utangaç elleriyle gelinliğini okşuyor. Taç var başında. Genç taze, daha ölmemiş. Doğurmamış, anne olmamış, Camilla’ya bozulup spora sarıp anoreksik olmamış. Dodi’yi sevmemiş, atlarına bakan adamla yatmamış. Fransa’da flaşlar henüz patlamamış. Paparazzi bozuntuları onu üzmemiş, “candle in the wind” henüz yazılmamış, söylenmemiş.

Peki ben nasıl söylemeliyim, balayı başlamadan, trene binip mavi döpiyesiyle uzaklaşmadan. Nasıl yaklaşmalı, hele şu kilise dolusu Avrupa jet setini nasıl aşmalı?

Charles ile elele kilise çıkışında merdivenleri iniyor, metrelerce duvağıyla… Di diye atılıyorum. Alkışlar, çığlıklar…beni duymuyor. Ona doğru koşmaya başlıyorum. Korumalar da bana doğru koşarak geliyorlar. Ağzımı kapatıyor bir tanesi, “Di,” diyorum “gitme.” “O Camilla ile olmaya devam edecek, seni mutsuz edecek. Öldürecek seni diyorum.” Di duymuyor beni. Gülüyor uzakta.

Korumaların arasında sıkışmış haldeyim, nefes alamıyorum.

Di diye sayıklayarak uyanıyorum.

Etiketler:

“Rüya” için 1 Yorum

  1. admin diyor ki:

    Bu ne güzel rüya

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Kapat
E-posta ile paylaş