Okuyorum Oynuyorum

Okuyorum Oynuyorum etkinlik saatimde, define sandığının üzerine oturmuş kitap okuyorum. Tıngır’ın kardeşi olmuş ve sıkıntı içerisinde, Pıtırcık ve arkadaşlarının söylediklerini tartışıyoruz. Pıtırcık’da Lüplüp diye her zaman bir şeyler atıştıran bir çocuk var, soruyor: “Sardalye ile bezelye iyi gidiyor mu?”  gülüyorum. Ben gülünce çocuklar da gülüyor.  

Siz hatırlıyor musunuz kardeşinizin doğduğu günü diye soruyorum. Elifnur, nasıl da detaylı o günü anlatıyor, şaşırıp kalıyorum. Çoğunluk anneleri doğuma gittiğinde evde ya babaanne ya anneanne ile beklemişler. Kardeşleri doğduğunda, hemen hemen hepsi hastaneye babaları tarafından götürülmüşler. Küçük dünyalarında bir kardeşi nasıl beklediklerini kendi kelimeleri ile anlatıyorlar, merakla dinliyorum. Abi ya da abla olurken aslında ne kadar da tek başlarına kaldıklarını, minik dünyalarında yaşayacakları şok adına, yetişkinler olarak pek de bir şey yapmadığımızı görüyorum.   

Okumaya döndüğümde, Doruk’un çok ilgisini çekmiş olmalı, elini omzuma atmış, iyice sokulmuş beni dinliyor. Bu samimiyeti beni güldürüyor. “Tıngır’ın erkek kardeşi olmuş bir üzülmüş bir üzülmüş. Siz de üzüldünüz mü kardeşiniz olduğunda” diye soruyorum. Etkinliğe katılan çocuklar kardeşi olanlar ve olmayanlar olarak hemen ikiye ayrılıyorlar. Hatta belki farkında bile olmadan minderler üzerinde yerlerini değiştirip ait oldukları gruba sığınıyorlar. Sağ tarafımda oturanlar tek çocuk olanlar, sol tarafa dizilenler kardeşi olanlar. Tek çocuk olanların Tuna, Kaan, Doruk’un ağzından lafı zorla alıyorum. Çünkü hepsi en başta, kuzenlerini kardeşleri olarak söyleyip kafamı karıştırıyorlar. Sonradan anlaşılıyor kuzenleri ile yakın oturanlar kardeş ihtiyaçlarını böyle gideriyor.

Tek çocuk olanlara soruyorum, kardeş istemiyorlar hallerinden memnunlar; psp oynarım, bilgisayarımla oynarım, oh rahatıma bakarım, her şeyimi karıştıran bir kardeş istemem diyorlar. Çalışma kağıdına Yiğit açıkça, “Kardeşim olursa rahatsız olurum” yazmış. Solumdaki grupta Alara düşünüyor, yüzünü ekşitiyor önce, sonra “İyi iyi, kardeş olması iyi” diyor. Derin düşüncelerinden başını kaldırıyormuşçasına cevap verişi bana komik geliyor.     

Kardeşi olanlara soruyorum iyi ve kötü yanları nelerdir bir kardeşe sahip olmanın? Batuhan el kaldırıyor ve o dakikadan sonra susmak bilmiyor. O zamana dek sessiz sakin oturan, daha çok yerlerde yuvarlanmayı tercih eden Batuhan gidiyor yerine derdini anlatmak için uğraşan bir çocuk geliyor.  Ayağa kalktığında söze şöyle başlıyor; “İyi hiçbir şey söyleyemem size ama kötü yüz tane şey söyleyebilirim.” Gerçekten de üç yaşındaki kız kardeşinin o sokağa çıkmak istediğinde neler yaptığından tutun da, oyuncaklarını kırmasına dek, her ağladığında sen abisin demelerinden bıkmasına dek onlarca örnek veriyor. Batuhan bugün, bir dokun bin ah işit modunda. Arkadaşları söz aldıkça bir şeyler aklına geliyor, düğmesine basılmış gibi kesintisiz konuşmaya, içindekileri dökmeye devam ediyor.   

                Kardeşi olup da abla ya da abilik yapanlar çok zor durumdalar. Eşyaları karıştırılan onlar, kalemleri kırılan onlar, hadi kardeşinle oyna deyip sokağa çıkarılmayanlar onlar. Ben abla ve abilerin destekçisiyim artık, ufacıklarım çok dertliymişler de haberim yokmuş.   

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Kapat
E-posta ile paylaş