Bir Çocuğun İlk Kitapları

28 Temmuz 2010

Beni çok sevmişti herhalde ya da içine kapanık sessiz çocuk halimden mi etkilenmişti kitapları olduğunu bana vermek istediğini söylemişti. Bir şey dememiş, merakla beklemiştim getireceği kitapları. Hatırladığım o yaşıma kadar okuduğum kitapların sadece Kemalettin Tuğcu’nun kitapları olduğuydu. Hani kitabı eline alır, ailesinin terk ettiği çocuk olarak viranlıkta kendine bir kulübe yaratmış o çocukla bir hissedersin. Aç kaldığında açlığını, bir lira kazandığında kazancını hissedersin. Neler yoktu ki o kitaplarda karamsar resimleri siyah beyazdı, kocasının dövdüğü bir kadın, içkici bir baba, bakışlarını kaçıran bir ufaklık…

Kemalettin Tuğcu’nun kitaplarını sonsuza dek terk etmeme neden olan beş tane kitap hediye edildi bana. Dokuz yaşımdaydım. Hepsi ciltli ve dışlarında parlak kapakları olan kalın sadece yazıdan oluşan hiç resmi olmayan kitaplardı. Yıpranmasınlar diye parlak kuşe kapaklarını çıkartıp okudum sonra tekrar taktım.

Hangi sırayla okuduğumu anımsamaya çalışıyorum; galiba Küçük Kadınlar’la başladım, Pollyanna ile devam ettim, Bülbülü Öldürmek’e sıra geldiğinde zorlansam bile vazgeçmedim devam ettim. Jules Verne’in Arzın Merkezine Seyahat ve Mark Twain’in Çalınan Taç’ı ile noktaladım. Hiç elimden bırakmadan elimdeki kitabın dünyasına girerek okuyordum. Joe Laurie’ye aşıkken ben de aşık oluyor, sonra Amy devreye girince Amy’e kızıyor. Sonra Mag yeni evlenip kocası ile tartışınca üzülüyordum. Bülbülü Öldürmek de hiç bilmediğim Amerika denen bir ülkede zenci insanlar, mahkeme salonları, çocukların babaları ile ilişkisi, Calpurnia’nın evdeki varlığı… Muslinden elbise dikildğini, şapkalara kurdele satın alındığını, savaş yıllarının zor geçtiğini o kitaplardan öğrendim.

Hepsini en az üç kez okudum lise yıllarıma kadar, bu kitaplar bana sırayla mutluluk verdi. İçimi aydınlattı. Başka ülkeler, farklı sınıftan insanlar, hayatlar, evler görmemi sağladı. Dokuz yaş için epey ağır, okunması zor kitaplardı belki ama beni şekillendiren, sessiz hayatıma renk katan, hayal dünyamı zenginleştiren kitaplar oldular.

Bir çocuğa teslim edilebilecek en iyi beşli buydu belki de. Köşeye atmayışım, yıpratmayışımda kendime de pay çıkarıyorum; ben de onlara layık olmuş, yazarlarının önünde eğilmiştim. Dokuz yaş deneyimimle Bülbülü Öldürmek’in yazarı Harper Lee’nin adından dolayı erkek olduğuna karar vermiş, kadın olduğunu yıllar sonra yetişkinliğimde öğrenebilmiştim.

Neden olmasın, belki de kitaplar da onları sevecek, koruyacak çocuklar arıyorlardır, içindekileri hakkettikleri yere koyacak, kalplerini, tüm samimiyetlerini verecek çocuklar arıyorlardır.

Yıllar sonra yengem, kitapları eğer saklıyorsam çocukları için geri almak istedi. Tüm çocuksu keşiflerime elveda deyip geri vermeyi başaramadım, yaldızlı hikayelerini yetişkin oldum deyip hayatımdan çıkaramadım. İçimdeki çocuğun beş kıymetlisine dokunmadım, hala oradalar.


Kapat
E-posta ile paylaş